Örnekköy’deki kentsel dönüşümde anahtar teslim zamanı
Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!

Son yıllarda otizm spektrum bozukluğu ile ilgili farkındalığın artması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de dijital dünyanın kontrolsüz yapısı yeni ve tehlikeli bir trendi beraberinde getirdi. Çocuklar ve gençler sosyal medyada gördükleri içeriklerden yola çıkarak kendi kendilerine otizm tanısı koymaya başladı.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Öğr. Gör. Mitra Niazi, uluslararası akademik yayınevi IGI Global tarafından yayımlanan “Clinical Perspectives on Recent Trends in Autism Assessment, Diagnosis, and Treatment” (Otizm Değerlendirmesi, Tanısı ve Tedavisindeki Son Trendlere İlişkin Klinik Bakış Açıları) adlı kitaba yazar olarak önemli bir katkı sundu.
Kitapta, Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin kaleme aldığı “Unmasking Autism in the Digital Age: Occupational Therapy Responses to Social Media-Informed Self-Diagnosis in Children” (Dijital Çağda Otizmin Maskesini Kaldırmak: Çocuklarda Sosyal Medya Kaynaklı Kendi Kendine Tanı Koymaya Yönelik Ergoterapi Yanıtları) başlıklı bölüm, çağımızın en karmaşık sorunlarından birini ergoterapi perspektifiyle masaya yatırıyor.
“Sosyal medya anlatıları, çocukların kimlik oluşumunu derinden etkiliyor”
Ana akım medya ve dijital platformların otizm algısını baştan aşağı yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Öğr. Gör. Mitra Niazi, sosyal medyada dolaşıma giren gayri resmî tanı söylemlerinin çocuklar üzerindeki etkisini şu sözlerle değerlendirdi:
“Günümüzde dijital platformlar, otizm ile ilgili bilgiye erişimde en hızlı fakat bir o kadar da filtresiz kaynaklar haline geldi. Araştırmamızda özellikle sosyal medyadaki anlatıların, çocukların kimlik oluşum süreçlerini nasıl etkilediğini inceledik. Birçok çocuk ve ergen, çevrimiçi platformlarda izledikleri kısa videolar veya okudukları kişisel deneyimler üzerinden kendilerinde otizm belirtileri olduğuna inanarak kendi kendilerine tanı koyma yoluna gidiyor. Bu durum sadece klinik karşılaşmaları karmaşıklaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda aile dinamiklerinde gerilimlere, toplumsal düzeyde farklı tepkilere ve ciddi etik ikilemlere yol açıyor.”
“Amacımız deneyimi geçersiz kılmak değil, kanıta dayalı destek sunmak”
Kitap bölümünde, klinisyenlerin ve ergoterapistlerin bu yeni durum karşısında nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine dair bir yol haritası çizen Niazi, dengeli bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:
“Klinik pratikte karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri, sosyal medya söylemleriyle şekillenmiş bu öz-tanı iddialarını doğru yönetebilmek. Burada mesleki terapi (ergoterapi) uygulamaları açısından kritik bir çizgi var. Çocukların yaşanmış deneyimlerini, hissettikleri farklılıkları veya zorlukları kesinlikle göz ardı etmemeli ve bunları geçersiz kılmamalıyız. Ancak bu doğrulama süreci, bilimsel dayanaktan yoksun çevrimiçi testlere veya fenomenlerin söylemlerine bırakılamaz. Yapılması gereken; çocuğun deneyimini onaylarken, müdahaleleri ve asıl teşhisi mutlaka kanıta dayalı, titiz bir klinik değerlendirme ve profesyonel destek zeminine oturtmaktır.”
Profesyoneller için dijital çağ rehberi
Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin çalışması, dijital kültür ile çocuk gelişiminin kesiştiği bu zorlu alanda çalışan sağlık profesyonelleri, eğitimciler ve politika yapıcılar için bir rehber niteliği taşıyor. Bölümde, artan dijital klinik manzarada gelecekteki klinik uygulamalar ve araştırmalar için yönlendirici stratejiler de sunuluyor.
Niazi çalışmasının hedefini, “Klinik uygulamalarımızda dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisini artık dışarıda bırakamayız. Bu çalışma ile amacımız; klinik karar alma süreçlerinde bilimsel titizlikten ödün vermeden, dijital çağın getirdiği bu yeni 'kendi kendine tanı' olgusuna karşı kapsayıcı, etik ve kanıta dayalı stratejiler geliştirmektir.” sözleriyle özetledi.
Üsküdar Üniversitesi’nden küresel çapta bilimsel üretim
Otizm değerlendirme, tanı ve tedavi süreçlerine güncel, eleştirel ve çok boyutlu bir bakış kazandıran bu akademik katkı; Üsküdar Üniversitesinin toplumsal duyarlılığı yüksek, güncel sorunlara odaklanan ve uluslararası bilimsel literatüre yön veren vizyonunun önemli bir örneğini oluşturuyor. Profesyoneller, klinisyenler ve akademisyenler için başvuru kaynağı olacak bu eser, otizm alanında dijitalleşmenin getirdiği zorluklara karşı güçlü bir bilimsel duruş sergiliyor.
“İstediği tanıyı alana kadar uzman değiştirenler var”
Kitabın önsözünde yer alan genel klinik tespitler de Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin uyarılarının ne denli haklı olduğunu gözler önüne seriyor. Son on yılda otizm teşhis oranlarındaki keskin artışın arkasında yalnızca farkındalığın değil, davranışların “kimlik temelli” açıklamalarına yönelik kültürel bir eğilimin de yattığı belirtiliyor.
Kitabın giriş bölümünde, otizmin nörolojik ve gelişimsel temel yapısının değişmediği, ancak sosyal medya etkisiyle kavramın "sonsuz esnek" bir hale getirilmeye çalışıldığı vurgulanarak şu çarpıcı tespitlere yer veriliyor:
“Klinik kanıtlardan ziyade sosyal medyadaki anlatılarla şekillenen kesin bir inançla uzmanlara başvuranların sayısı hızla artıyor. Hatta bir uzmandan otizm tanısı alamayan bireyler, istedikleri onayı alana kadar uzman değiştirmeye (doktor doktor gezmeye) başlıyor. Sosyal medyada ampirik kanıtlardan yoksun şekilde popülerleşen ‘maskeleme’ veya ‘nöroçeşitlilik’ gibi terimler, ayırıcı tanıyı belirsizleştiriyor ve otizmin diğer psikiyatrik veya kişilik temelli durumlarla karıştırılmasına yol açıyor.”
Bu bağlamda kitap, yaşanmış deneyimleri küçümsemeden, sınırları giderek bulanıklaşan otizm kavramını yeniden bilimsel ve titiz bir klinik zemine oturtmayı hedefliyor.
Otizme çok disiplinli ve uluslararası bakış
Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin 8. bölümünü kaleme aldığı kitap, sadece dijital çağın getirdiği sorunlarla sınırlı kalmıyor. Uluslararası bir yazar kadrosu tarafından hazırlanan 9 bölümlük eser, otizm spektrum bozukluğuna dair güncel teşhis ve tedavi tartışmalarını tıp, ergoterapi, fizyoterapi ve sanat bağlamında çok disiplinli bir şekilde masaya yatırıyor:
Dr. Sanam Hafeez (Bölüm 1 ve 2), otizmin DSM-III'ten günümüze uzanan tarihsel sürecini ve ergenlik/yetişkinlik döneminde tanı arayışının karmaşıklığını ele alıyor. Kyriaki Stavrou (Bölüm 4) ise klinik tanıda nörobiyolojik ve davranışsal yaklaşımların nasıl entegre edilebileceğini inceliyor.
Scott M. Sokol (Bölüm 3) otizm ile cinsiyet çeşitliliği arasındaki kesişimi ve birlikte görülme oranlarını analiz ederken; Ryan Tessier (Bölüm 5) klinisyenleri en çok zorlayan konulardan biri olan otizm ve bipolar bozukluk birlikteliğine odaklanıyor.
Mogulla Archana ve ekibi (Bölüm 6), kısıtlı kaynaklara sahip bölgelerde maliyet etkin bir çözüm olarak "ebeveyn aracılı erken müdahaleyi" anlatıyor. Preeti Shrinivas Ganachari (Bölüm 7) motor ve duyusal işlev bozukluklarında fizyoterapi trendlerini ele alırken; Dunola Tri Nugraeni ve ekibi (Bölüm 9) Cava folklorik tiyatrosunun otizmli çocuklarda empati ve sosyal becerileri geliştirmedeki "dönüştürücü" gücünü bilimsel literatüre sunuyor.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
kurumsalmedya@hotmail.com